Giriş:

 İran’da dinin ortaya çıkması ve dinsel yönelişlerin başlangıcını Aryaların bu ülke topraklarına gelip yerleşmesi ile eş zamanda ele alıp değerlendirmek gerekir. Hatta bu topraklarda dağınık yada yerleşik yaşam süren eski uygarlıkların çok tanrılı dinlere inandıkları veya dinsel diğer olgulara sahip oldukları kabul edilse bile elimizde bu inanç ve eğilimleri kesin kanıtlar nitelikte hiçbir  açık delil bulunmamaktadır. Eski dönemlerde göçebe hayat süren Arya kavimleri yerleştikleri yeni topraklarda büyük din ve mezhepler meydana getirdiler. Bu dinlerin ilki Mitraizm (ışık ve güneşe tapınma)dir. Onu ise Zerdüşt dini izler. Zerdüştlilik sonraları doğan mani ve mazdek dinleri ile karışarak sasani kast örgütü ve katı sınıfsal tabakalaşma sisteminin saray Mecusileri,  ve zanaatkâr çevreler tarafından desteklenmesi ve   Mecusilerin kast örgütünün başına gelmesiyle zamanla öyle bir noktaya geldi ki sonunda İranlıların sınıf ayırımından kurtulma ve tek dine kavuşma yönündeki dileği gerçekleşerek ve halk isyan etmiştir.  Sasani devletini gözetip kollayan Zerdüşti din adamları Part hanedanlığının çökertilmesinde tam destek vererek böylece devlette de söz sahibi oldular. Bu durum Allah inancının ruhu ve en büyük, insan, Hz. Hatemül Enbiya (s.a.v)’nın getirdiği yüce İslâm’ın İran medeniyetine yol bulması ve ardından sonsuza dek parlayacak eşsiz bir güneş gibi İranlıların gönlünde doğup taht kurmasına dek devam etmiştir. [1]

Günümüze kadar yapılmış arkeolojik araştırma verileri, bazı Hint-Avrupa kavimlerinin milattan 3.000 yıl öncelerde dünyanın değişik coğrafyalarına yayılmaya başladıklarını ve Asya’nın geniş topraklarında yerleşik hayata geçtiklerini göstermektedir. Birtakım araştırmacılar bu yayılma ve yerleşim merkezlerinin Kuzey Kafkasya olduğu kanısını taşırlarken bazıları da, bu kavimler için belli bir merkezden söz etmeden, Hint-İran kavimlerinin, Hint-Avrupa ailesinin batı kolundan olduğu tezini ileri sürerler. Buna göre; Batıdaki Hint-Avrupalılar, milattan 3.000 yıl önce Yenisei ırmağının yukarısındaki topraklarda, ormanlık bölgelerin üst kesimlerinde yaşamaktadırlar. Bu halkların medeniyetlerinden günümüze sadece kayalıklarda oymuş oldukları mezarları kalmıştır. Bu mezarların bir kısmı tek tek, bazıları da grup mezarlar halindedir. Hint-İran göçlerine işaret eden tüm arkeolojik bulgular genel olarak iki ayrı kaynaktan gelmektedir: Güney Hazar’dan, Orta Asya’nın güney sınırına kadar yayılan ilk şehir yerleşimleriyle bağlantılı gri çanak çöm­lekler ile Avrasya bozkırları ya da Kuzeybatı Hindistan’daki göçebe kır toplumlarından, küçük köylerden kalan izler (genellikle mezarlar). Avestave Veda bulguları ikinci kategoride yer alan kalıntıların arkeolojik açıdan Hint-Arya kültürünü daha iyi yansıttığını açıkça göstermektedir.

Orta Asya halklarını, tarih, kültür ve medeniyetlerini konu alan arkeolojik araştırma verilerine göre; Seyhun ırmağının güney kıyıları boyunca toprağa, tarıma dayalı yaşam düzeni ve avcılık temelli hayat belirtileri eş zamanlı olarak tesbit edilmiştir. Bölge halkları sürekli bir hareketlilik ve yer değiştirmeyle göçebe bir hayat sürdürmektedirler. Bu göçlerden ilki, III. binyılın ilk devirlerinde Mâzenderân Denizi’nin kuzey sahilleri yoluyla Avrupa’ya doğru gerçekleşmiş kesin verilere göre yol boyunca bazı bölgelerde de belli düzeylerde yerleşmeler olmuş, bir göç çizgisi de Kafkaslara doğru uzanmıştır.[2]

Aryalar ve Dini İnanışlar:

Aryaların İran platosuna irili ufaklı gruplar halinde girişleri yaklaşık bin yıl kadar bir süre boyunca devam etmiş, bin yılın sonunda MÖ. I. binyılın başlarında İran coğrafyasında yerleşme ve bu coğrafyanın değişik merkezlerinde egemenlik devreleri başlamıştır. İran MÖ. I. binyılın başlarında siyasî, sosyal, ekonomik, kültürel hayatını ve alabildiğine zengin medeniyetini gerilerde bırakarak bu kez yeni, heyecanlı ve dinç kavimlerle yeni yaşamına başlamış oldu. Bu dönemler İran’ın altın çağları olarak kabul edilir.[3]

Kesin olarak bilinen, MÖ 1500’lerde hem İndüs havzasında hem de güneydoğu Anadolu’da Fırat’la Dicle arasında Hint-Aryan topluluklarının belirmiş olduğudur. Bir görüşe göre, bu toplulukların veya kabilelerin güneydoğu Anadolu’da belirmiş olmaları Hint-Aryanların Hindistan’dan batıya doğru yayıldıklarını göstermektedir. Diğer görüşe göreyse, Orta Asya’dan gelen Hint-Aryan kabilelerinin bir kısmı İndüs havzasına yönelirken, bir kısmı da batıya, Ortadoğu’ya yönelmiştir. Orta Asya Hint-İran varlığının kökenleri MÖ 3500’lere giden bir Hint-Avrupa evrimiyle ilişkilendirilmektedir. Hint-Avrupalıların Karadeniz’in kuzeyinde Ukrayna bölgesindeki evrimi zamanla çeşitli kollara bölünmüştür. Hint-İran kolu, bu gelişimin Hazar’ın kuzeyiyle Ural dağları arasındaki ortaya çıkardığı oluşumdur. Hint-İranlılar veya bazı durumlarda sadece İranlılar bu bölgede MÖ 3. binyıl ile 1. binyıl arasında var olmuş Srubnaya, Sintasha-Petrovka ve Andronovo kültürleriyle ilişkilendirilmektedir. Her ne kadar hem Hint-İranlıları hem de Hint-Aryanları bu kültürlerle ilişkilendiren birçok veri bulunmaktaysa da, yine de bu ilişkinin içeriği konusunda önemli tartışmalar vardır. Arkeolojik kanıtlar tam olarak bu kültürlerin içeriklerini belirleyememektedir. Tarihler arasında uyuşmazlıklar vardır. Önemli işaretlerden biri Sintasha-Petrovka kültüründe savaş arabalarının bulunmuş olmasıdır. [4]

                                         

                  İran’da dinle ilk olarak Aryalar döneminde karşılaşılır. Aryalardan önce, İran’da yaşamakta olan yerli kavimlerin çoğu İslâmiyet’ten sonra da güney bölgelerinde yaşamlarını sürdürdüler. Kirman civarında hala yerli kavimlerin torunları aileler yaşamaktadır: Irksal özellikleri, bunların Aryalardan farklı yerli bir ırk olduklarını göstermektedir. [5]

Aryalar çok tanrılı dinsel inanca sahip olmakla birlikte birde yüce gök tanrıları vardır. Arya ırkının en büyük ve en eski tanrısı evreni kaplayan göktür. Sanskrit dilinde ve bu dilde yazılmış en eski kitap olan Rig Veda’da gökyüzü önceleri “Dyauh” (Fransızca’daki Dieu/Latince’de Deus) ve daha sonraki devirlerde de “Vārūn” ve “Vārūne” şekillerine dönüşmüştür. Hintliler ve İranlılar şüphesiz birçok tanrıya tapmışlar, ancak bunlar arasında gök için alabildiğine yüce ve erişilmez makamlar düşünmüşlerdir. Bu yüzden “Dyauh” ve “Vārūne”ye bazen büyük anlamındaki “Asura‎” kelimesini de sıfat olarak ekleyerek birlikte kullanmaktadırlar. O, gökler ile yerleri kuran ve döşeyendir. Dünyayı idare eden insanın mutluluğunu sağlayan Vārūne’dir. Bu yüzden günahlardan arınmak için eller ona açılarak dualar yapılır, bağışlanma istenir. Onun huzurunda en büyük günah yalandır. [6]

Zerdüşt öncesi dönemlerde İranlılar “Îzed-i Îzedân: En büyük tanrı” gibi büyük tanrılar, gökler tanrısı Varuna ve sular tanrıçası Anahita yanında taptıkları ilahlar arasında ateş tanrısı Agni, doğa tanrısı İndra, ışık ve güneş tanrısı Mitra gibi tanrılara da inanmaktadırlar. İranlılar en eski devirlerden bu yana ateş ögesine çok yakın ilgi duymuş, onun saygınlığını ilk zamanlardan beri kabul etmişlerdir. İnanışlarına göre ateş, Agni’nin bir simgesi bir ayetidir. Bu yüzden de övgüye yaraşır. [7]

Zerdüşt öncesi devirlerde İran tanrıları daha çok doğa güçleri olmuştur. Bu tanrıların en önemlilerinden biri de ejderhaları öldüren, yağmur yağdıran tanrı olarak kabul edilen İndra’dır. İndra/Andra; gök gürültüsünün tanrısı olarak parıldayan silahlarıyla savaş arabasını son derece hızlı koşan gri renkli atları (bulutlar), sürekli arkadaşı “Vayu” ile her zaman savaşa hazırdır. Hızla hareket eden bulutlar onun arkasından koşar ve savaş başlar. Bulutlar sularını susamış yere akıtırlar. [8]

Zerdüştlük / Mazdeizm:

                                         

İran dinleri içerisinde, tek tanrı inanışına yer vermesi bakımından, en dikkat çekicisi Zerdüştilik ‘tir. Bu din, adını kurucusundan alır. Bu dine, dayandığı tek tanrı Ahura Mazdah ‘a nispeten “Mazdeizm” de denir.

  1. Zerdüşt ‘ün Hayatı :

Zerdüşt kelimesi (Zoroaster), Zarathustra ‘nın Yunanca karşılığıdır (Zarath: güzel, doğru; üstra: develer demektir.  Güzel develere sahip olan anlamını ifade eder. Halk dilinde zerdüşt, yaşayan yıldız olarak nitelendirilir). Zerdüşt ‘ün doğumu, M.Ö. 570 olarak tahmin edilmektedir. Zerdüşt, İran dinleri üzerinde önemli bir etki bırakmıştır. Tektanrılı bir inanç telkin ettiği için onu bir peygamber olarak kabul edenler bulunduğu gibi, ona bir hakim veya şaman olarak bakanlar da vardır. Gatha ‘lar diye adlandırılan kutsal metinler ona dayandırılır.  Zerdüşt, Yüce Tanrı olarak telkin ettiği Ahura Mazdah ile yakın irtibatı bulunduğunu ilan etti. Ona göre alemlerde mücadele eden, İyilik ve Kötülük diye adlandırılan iki asli ruh (ilkine “Spenta Mainyu”, ikincisine “Angra Mainyu” denilir) var idi. Ahura Mazdah ‘ın bu iki ruhla alakasını bugün pek iyi bilemesek de O, iyilikle beraberdir. İnsanoğlu, bu iki ruh arasından birini seçmeye mecburdur ve seçimi onun kaderini etkileyecektir. Zerdüşt ‘ün ölümünden sonra insanlar, onun karşı çıktığı Mitra, Anahita gibi tanrılara tekrar tapınmaya başladılar.

  1. Kutsal Kitapları ; Gathalar – Avesta :

       

Zerdüşt ‘ten sonra çoktanrılı inançlar yayılmışsa da ona nispet edilen kutsal Gatha ‘lar, İran’da etkisini sürdürmüştür. Avesta, eski İran ‘ın ve bugün Hindistan ‘da yaşayan İran asıllı Parsî lerin ve diğer Zerdüşt inancını kabul edenlerin kutsal kitabıdır. Dili Pehlevice (Eski Farsça) ve Kürtce ‘dir. Avesta (Hikmet, bilgi anlamında), şu bölümden oluşur:

–  Yasna: Dini törenlerde okunan ilahiler

–  Yast: Çeşitli tanrılara yöneltilen ilahiler.

–  Videvdat: “Şeytanlara karşı kanun” diye de adlandırılır; şeytanlara karşı tılsımlar ve temizlenme kaideleri bu bölümde yer alır.

–  Vispered : Tüm kutsananlar anlamında olup, ibadetlerde anılması gerekli olan kutsallar ve onlara yapılan ibadetleri ve bazı edebi bölümleri içermektedir.

–  Horda (Xorda) Avesta : Genç avesta anlamına gelmekte olan bu bölümde günlük ve yaşam sürecinde yapılması gerekli ibadet zamanlarını gösteren bir zaman takvimi niteliğindedir.

–  Nijis : Mitra Tanrısı,umut,aydınlık,su ve ateş hakkındadır .

–  Kataha : Beş umudu kapsamaktadır.

–  Sihroje : Günlük yaşamda iyi ve kötü anların varlığı hakkında bilgileri kapsar

–  Aferinkan : İnsanların iyiliklerle mutlu anlarından eğlence ve kutsamalarından bahsetmektedir.

–  Nirangastan : Bu bölümde de ölenlerin ruhlarının göğe çıkışları anlatılmaktadır.

Bu Avesta bölümlerinden eksik -kayıp- olanlarının tamamlanması amacıyla MS yapılan çalışmalarda halkın ve din adamlarının sözlerini ve eski kaynaklar esas alınarak (zaman zaman değişikliklere uğramış) hazırlanan bölümlerde şu alt bölümlerden meydana gelmektedir.

–  Bundahişn : Temel veya yaratılış anlamında olup uzay ve dünyanın yaratılışı sürecini ve sonucunu eski kaynaklara bağlı olarak anlatmaktadır.

–  Denkart : Dini eser anlamına gelmekte olan Avesta ‘nın kayıp olan yirmibir bölümü ve onların içerikleri hakkında bilgi verirken, karmaşık bir ansiklopedi durumundadır.

–  Brahman Yaşt : Sassaniler zamanında yazılmış olduğu belli olan bölüm, Avesta ‘nın son kayıp olan bölümleri hakkında bilgi vermektedir.

–  Ayatkar-i Zamaspik : Zerdüştlüğün ortaya çıktığı bölgenin ilginç mitolojik ve kahramanlık hikayelerini anlatır.

–  Menok-i Xrat : İyilik ruhu ve bilgelik anlamına gelmekte olup,Menok-i Xrat ile bir Zerdüşt dini bilgini arasında geçen ve Zerdüşt dini inancı konusunda 62 sorulu cevaplı bir bölümdür.

–  Pank Namak-i Zerdüşt : Zerdüşt ‘ün fikir kitabı anlamında olan bu kitap da Sassaniler zamanında Zerdüşt ‘ün fikirleri konusunda yazılmıştır.

–  Ardai Viraz Namak : Bu kitap Arda i Viraz ‘ın göğe ve cehenneme seyahatini anlatmaktadır.

–  Viçitakihai Zatspram : Zatspram ‘ın seçilen yazıları anlamında olup, Zerdüşt ‘ün var oluş veya dünyanın yaratılışı konusundaki görüşünün Zervanist düşüncesi ile yazılmasıdır.

–  Şayast na Şayast : Müsaadeli ve müsaadesiz anlamında olan bu bölüm dini inançları gereği soru ve cevaplı kuralları içeren bir bölümdür.

–  Pahlavi Rivayat Zu Datesstan-i Denik : Dini kuralları içeren Pehlevi rivayetleridir. Bu bölümde dini, mitolojik ve kahramanlık konularında bilgiler verilmektedir.

Avesta ‘nın büyük bir kısmının dili pek güç anlaşılır. Avesta, Şapur II (309-380) zamanında bir araya getirilmiştir.

2 .Zerdüşt ‘ün Getirdiği Dini Prensipler :

Zerdüşt, eski İran ‘a tevhid inancını getirmiştir.Onu getirdiği din,tek tanrıya inanmakta idi.Ondan önce İranlılar.bir kısım tanrılara tapınmakta ve rahiplerin hazırladığı uyuşturucu bir kutsal içkiyi içmekle uygulanan Haoma kültürünü devam ettirmekte idiler (Haoma,bütün alemi sıvı şekilde doldurduğuna inanılan hayat tanrısı idi).

4.Zerdüşt Dini İnancında Kutsal Ateş 

Ateş Zerdüşt dini inancı tarafından kutsal olarak kabul edilmektedir.Ateş Zerdüştizm ‘de çok önemli bir yere sahiptir. Avesta ‘ya göre ateş tanrı Ahura Mazda ‘nın ruhu ve oğludur.

Esas olarak ateşe üç anlam veriliyordu veya bu anlamlarda ateş kutsanıyordu. Ateşin başlangıcı olarak ev ateşi yani ocak ateşi kabul ediliyordu. İkincisi kurbat ateşi olup, bu ateş devamlı yanan ve kötülükleri uzaklaştırandır. Üçüncüsü ise halk topluluklarınca meydanlarda yakılan ve etrafında eğlenilen,aynı zamanda ateşle temasa gelerek veya bu ateşin içinden geçerek suç ve günah işlemiş olanlar, kime karşı suç veya günah işlemişse onun yakacağı ateşin içinden yürüyerek kendini temize çıkarması günahını veya suçunu affettirmesi, yani kendisinin suçsuz ve günahsız olduğunu ispatlaması geleneği bakımından önemliydi.

5.Yaratılış

Avesta ‘da Üçüncü Gatha ‘nın Yasna otuz kısmı, uzayın yaratılışını anlatan bir bölümdür. Burada uzayın ve dünyanın yaratılışı anlatılırken, birbirlerine karşıt iki ruhun ilişkileri ile yaratıldığı belirtilmektedir. Bu ruhların her şeyi yaratışları şöyle anlatılır ;  “V e ondan tüm varlıkları yarattı.Varlıkları yaratınca onları gövdesinde taşıdı. Böylece devamlı olarak çoğalıp büyüdü ve her şey giderek güzelleşti. Ve sonra diğerlerini birbiri arkasına gövdesinden yaratmaya başladı.

Ve sonra kafasından göğü  Ve yeri ayaklarından yarattı.  Ve suları gözyaşlarından  Ve bitkileri tüylerinden,  Ve ateşi kendi anlamından yarattı.”(Riv.Dat.Den.XIVI 3-5,11,13-28) Burada esas olarak anlatılmak istenen Tanrının kendisi yani Ahura Mazda olduğu şeklinde yorumlanmaktadır. Böylece uzayda görünen görülemeyen her şey tanrının görünen organları veya görünmeyen parçalarıdır.Böylece uzayın tüm elementleri tanrının bizzat yapısıdır.

6.Ölüm Sonrası:

Zerdüşt dini inancında ölenlerin ruhları Cinvat köprüsünden geçmeye çalışırlar iyiler geçer kötüler için ise köprü incelir keskinleşir ve kötüler köprüden aşağıya karanlıkların içine düşerler.Aşağıya düşen kötüler 3 ‘e ayrılır.Tamamen kötü olanlar(sürekli cehennemde kalırlar),Çok günah işlemiş fakat iyiliği de olanlar(onikibin yıl cehennemde kaldıktan sonra cennete girerler),Günahları ve Sevapları eşit olanlar (günahlarından arınıncaya kadar cehennemde kalıp sonra cennete girecekler).Yine Cinvat Köprüsü ‘nü geçmiş olan iyi insanların ruhlarının cennete varış seyiri 3 ‘e ayrılmaktadır.İyi düşüncelerinden dolayı(Hamut) önce yıldızlara,İyiyi konuşmalarından (Huxt) dolayı önce aya, İyiyi yapması (Huvarşt) ile önce güneşe yükseleceği,bu aşamalardan geçtikten sonra cennet kapısına varabileceğini belirler.Burada da sorgulamaya tutulurlar.

7.Günümüzde Zerdüştlük:

Günümüzde Zerdüştlük Parsiler ve Ceberler olarak iki ana kola ayrılmış olarak varlıklarını devam ettirmektedirler. Günümüzde Parsilerin büyük bir bölümü Hindistan ‘da yaşamaktadırlar. Caynistler gibi Parsîler de kast sisteminin cemaat dışında evlenmeme gibi bazı özelliklerini benimsemişlerdir. Bununla beraber Avrupalı ‘larla evlenenler de vardır.

Zerdüştler günümüzde “Dünya Zerdüştler Birliği” adı altında örgütlenmiş olmakla beraber; Hindistan, ABD,Pakistan,İngiltere, Kanada gibi ülkelerde yerel toplulukları bir arada toplayan örgütlenmelere gitmişlerdir ve bu ülkelerde Tapınakları da mevcuttur.

Zerdüştlerin sayısı Bugün 40.000 ‘ni İran 100.000 ‘i Hindistan ‘da olmak üzere yaklaşık 200.000 kadar olup geriye kalan büyük bölümü İngiltere, ABD, Pakistan, Kanada yaşamaktadır.  [9]

Maniheizm/ Manicilik:

                     

Mani ve dininin ortaya çıkışı, Sasanîler döneminin en büyük ve en önemli dinsel gelişmeleri arasında yer alır. Bu dinin kurucusu Mani, Arsak hanedanına mensup soylu bir aile­nin çocuğudur. Babası Patik, Hemedan’dan Babil’e göç etmiş, burada başkent Stesifon/Medayin’de Sabiî mezhebine girmiştir. Bu olaydan az bir zaman sonra yani MS. 216 yılında Babil’in kuzeyinde yakınlarında bir köyde Mani dünyaya geldi. Mani, hiç şüphesiz dinî öğreniminde bu gnostik mezhepten çok etkilenmiştir. Maniheist edebiyatta açıklanan onun öğretisiyle Sabiî öğretisi arasında çok benzerlikler vardır. Mani çok genç yaşında (12 yaşlarında) gizlice Sabi mezhebinden ayrılarak kendi yolunu tutmuştur. Mani inanışı III. Yüzyılın ilk yarısında tarftar toplamaya ve genişlemeğe başlamıştır.[10]

Mani kendisinin peygamber olarak gönderilmesi konusunda şunları söyler: 12 yaşında tanrı tarafından kendisine vahiy gönderilmiştir. Nabatî dilinde “Tev’em: ikiz”, Orta Farsça’da “Nercembek” adıyla bilinen bir melek kutsal emirleri kendisine iletmiş, ikinci kez 24 yaşında yine aynı melek kendisine görünerek artık dinini insanlara tebliğ etmesi gerektiğini salık vermiş, o da bu emir üzerine Sasanî imparatoru Erdeşir döneminde dinî tebliğlerine başlamıştır.

1.Felsefesi:

Mani, iyilik ve kötülüğün/hayır ve şer her ikisinin de ezeli ve zat ile kaim olduklarına inanır. Dünüya daha kurulduğu ilk günden birbirinden tamamen ayrı aydınlık ve karanlık iki bölgeden oluşmaktadır. Karanlık bölge, kötülükler ve çirkinlikler ülkesi; aydınlık bölge ise, sırf iyilikler ülkesidir. Karanlık ülkenin sakinleri, aydınlık diyarının iyilikleri ve güzelliklerini görüp onların değerini anlamakta, ancak onlara erişme ümidi taşımamakta, hayatları boyunca kötülükler ve çirkinlikler içerisinde yaşamaktadırlar. Günün birinde karanlıklar tanrısı, iyilik evreninin bir bölümünü eline geçirir. Sonuçta iyi ile kötü ya da aydınlık ile karanlık birbirine karışır ve iyilikle kötülüğün iç içe olduğu bugünkü dünya oluşur. O inanışa göre bu evrenin kurucusu da kötülük yani karanlık tanrısıdır. Ancak bu dünya kurulurken yapısına birazcık aydınlık ve iyilik katılmış, sonunda da iyilik ile kötülüğün karışık olduğu bir dünya ortaya çıkmıştır. [11]

2.İnanan Tabakaları:

Mani inanırları dinlerindeki kıdemleri, kötülüklerden sakınmaları/takvaları ve dinî yükümlülükleri yerine getirip getirmemeleri açısından beş farklı sınıfa ayrılırlar: 1. Öğretmenler: bunlar en büyük dinî önderden sonra en yüce makama sahiplerdir. Bütün zamanlarda sayıları hiç değişmez. 12 kişidirler. 2. Esisler/Uskuflar: bütün zamanlarda 72. Kişilik bir grubtan oluşurlar. 3. Mihistegân/Büyükler: toplumun ileri gelen, sözü dinlenir kesimlerinden oluşurlar ve sayıları standart olarak 360’ı geçmez. 4. Berguzidegân/Sıddıklar: Seçkinler. 5. Neğûşagân. Son iki sınıfta yer alanlar, en ağır ve en önemli yükümlülükleri üstlenmişlerdi. [12]

3.Maninin Dünya Görüşü:

Mani’ye göre aydınlığın egemenliğindeki bölgede ululuk babası, en büyük tanrı olarak kabul edilen Zervan egemen güçtür. İdrak, akıl, düşünce, fikir ve iradeden oluşan beş tecelli onun varlığının da simgeleridir. Karanlıkların egemen gücü Ehrimen’in de beş simgesi vardır: “duman, “yutan ateş”, “yıkan rüzgar”, “bulanık su” ve “karanlık”. Karanlıklar hükümdarı aydınlığı görünce, bütün gücüyle ona saldırdı. Ulu tanrı ona karşı koyacak silahı bulunmadığı için canıyla Mani özgün terimleriyle “men/hod” ile püskürtmeğe çalıştı. Yine aynı amaçla kendi aydınlık ve ışık zerrelerinden ilk yaratık olarak bilinen, hayatın anası ve kaynağı olarak kabul edilen Ramratukh adlı varlığı yarattı. Ondan da çok değerli bir aydınlık mücevher çıktı ve zaman zaman Ohormazd diye de adlandırılan, “Eski İnsan” ya da “İlk İnsan” olarak bilinen yaratık doğdu. Ululuk babası, hayatın anası ve ilk insan, ilk üçlü olürük bilinirler: Baba, anne ve çocuk. [13]

4.Ölüm Sonrası Hayat:

Maniheistler insan ruhunun ölüm sonrasında son derece adaletli bir yargıcın huzuruna çıkacağına, dünyada yaptıklarından iyi ve kötü amelleri terazide tartılarak kendisine üç yol açılacağına inanırlar: 1. Yol: “Hayat” Yolu (yeni cennet). 2. Yol: “Kargaşa” Yolu (dünyaya dönüş). 3. “Ölüm” Yolu (Cehennem). Ruhlarını tenin karanlık evreninden kurtarmış olan müminler ve seçkinler sınıfı, öldüklerinde ilk insan beraberinde üç melek daha bulunan bir meleği klavuz olarak onları ellerinde bir testi su, bir takım elbise, nurdan bir taç ve bir gül demetiyle karşılamaya gönderir. Melekler ona elbiseyi giydirir, tacı ve gül demetini başına koyar, su testisini de eline vererek onu ay feleğindeki “Yalvarış Sütunu” adlı sütuna, ilk insanını huzuruna götürürler. Ardından da o Yeni cennet’e geçer. [14]

5.Kutsal Metinler:

Mani, sağlığında öğretilerini yazıya geçiren ve bazılannı çizimlerle süsleyen ender din kuruculanndandır. Aralarında Hayat İncili, Hayat Hazinesi, Şapûragan, Pragmateia, Sırlar Kitabı, Devler Kitabı, Mektuplar ve İlâhiler’in bulunduğu, Süryânî ve Pehlevî dillerinde yazılmış olanbu eserler, ancak Mani’nin öğrencilerinin eserlerinde parçalar halinde günümüze ulaşmıştır. Dolayısıyla öğrencileri ve takipçileri tarafından farklı dillerde (Kıptîce, Süryânîce, Uygurca, Çince, Farsça ve Latince) kaleme alınan veya derlenen bu yazmalar Maniheizm’in ilk elden kaynaklannı oluşturmaktadır. Mani’nin Mektuplan, İlâhi Kitabı, Hayat İncili Yorumu, Köln Mani Kodeksi ve Vaazlar bunlardandır. [15]

  1. İbadet:

 Maniheizm’in temel ibadetleri arasmda dua ve orııç yer almaktadır. Dinleyiciler günde dört defa ibadet ederken seçkinlerin yedi vakit kuzeye dönerek dua etmeteri şarttır. Dua sırasında yüce ışık tannsına hamd ve tesbihi içeren çeşitli metinler ve ilâhiler okunur. Aynca pazar günleri tutulan haftalık orucun yanı sırayılın çeşitli zamanlarına serpiştirilmiş oruç günlerine riayet söz konusudur. Seçkinler yılın topiam 100 gününü oruçlu geçirirken dinleyiciler yılda toplam otuz günlük oruçla mükelleftir. Kutsa! günler ve bayramlar arasında Berna kutlaması ya da anma töreni ilk sırada yer alır. Mani’nin ıstırap çekerek öldürülmesi anısına oruç ve yıllık tövbe ayı olan on ikinci ayın sonunda düzenlenen bu törende Mani için çeşrtli ilâhiler, dualar ve methiyeler okunur. Bundan başka musafaha yapma ve kutsama törenleri, ölüler için anma töreni de yapılmaktadır. En önemli âyinlerinden biri de seçkinlerin günlük genel yemeğinin dinleyiciler tarafından düzenlenmesidir. Ayrıca haftalık tövbe ve gilnah itirafı törenleriyle yılda bir defa cemaat halinde yapılan tövbe âyini vardır. Dinleyicilerin gelirlerinin yedide ya da onda birini cemaat için vermeleri de dinî görevler arasında sayılmaktadır. [16]

Vaaz. dinî öğretilerirı tâlimi. cemaati temsil etme ve âyinleri idare etme gibi işler seçkinler grubu tarafından yürütülür. Belli bir hiyerarşiye göre düzenlenmiş olan bu grup Mani’nin vekili olarak cemaati yöneten bir lider, on iki öğretici, yetmiş iki piskopos. 360 kişilik yaşlılar grubu ve sıradan seçkinlerden oluşmaktadır. Sıradan seçkinler arasında kadınlar da yer alırken diğer birimler sadece erkeklere mahsustur.[17]

Mazdekizm(mezhep):

                 

Mazdekizm, Zerdüştlük’e mensup İranlı din adamı Mazdek’in düşünce felsefesine verilen isimdir. Mazdekizm, İsa’dan sonra V. Yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkan; insan eşitliği ve mal ortaklığını savunan bir akım olarak bilinmektedir.  Mazdek, hava ve su gibi, paranın, mal ve mülkün de insanlar arasında eşit olarak paylaşılmasını savunuyordu. Bundan da öteye giden görüşü, kadınları toplumun ortak malı sayması, dolayısıyla evlilik bağlarını ortadan kaldırmasıdır. Bu mezhebe göre evlen­mek ve aile bağları kurmak diye bir şey yoktur. Herşeye rağmen bu mezhep İran´da yayılmış, soy ve nesepler birbirine karışmıştır. Kisraların bazısı da bu mezhebe girmişlerdir.İslam’ın bölgeye gelmesinden sonra ortaya çıkan isyancı hareketlerden Hürremiler ve onların lideri Babek-Hürremi’nin (798-838) siyasi ve ekonomik görüşleri Mazdekizm’den etkilenmiştir. Bundan kısa bir süre sonra 9. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan ve kısa sürede devlete dönüşen Karmatiler ile Mazdekizm arası benzerlik daha ileri boyuttadır. Mazdek’in Avrupa üzerinde de etkileri olmuştur. Mazdek gibi ortak mülkiyeti savunanlardan bir Avrupalı, 1478-1535 yılları arasında yaşamış ve Kral VIII. Henri’ye özel danışmanlık yapmış olan Thomas More’dır. More’un ideal toplum düzeninde özel mülkiyet sözkonusu değildir. Mazdek ve Thomas More’un düşüncelerine benzer bir görüş de Babuef adındaki bir Fransız tarafından savunulmuştur. Fransız devriminin yaşandığı yıllarda Babeuf (1760-1797) adında bir isyancı, mükemmel eşitliğin ancak mal ortaklığı ile sağlanacağını savunmaktaydı ve bu amaçla 1796 yılında “Eşitler Örgütü” nü kurdu. Babuef’in ortak mülkiyet düşüncesi daha sonra başka düşünürler tarafından da savunuldu. [18]

Yahudilik:

Sasanîler döneminde Yahudilik dini bağlıları Babil, Fırat’ın doğu bölgeleri ve mücavir bölgelerde daha çok tarım ve ticaretle uğraşıyorlardı. Yahudiler görünürde Zerdüşt inanışı açısından bir tehdit oluşturmasalar da, Sasanî yönetiminin oluştuğu ilk dönemlerde vergileri ödeme konusunda isteksiz oluşları, zaman zaman da bu vatandaşlık yükümlülüklerini yerine getirmemeleri cezalandırılmaları ve gözetim altında tutulmalarına neden oldu. Onlar özellikle Ahâmenişler döneminde sahip oldukları birtakım özgürlüklerden Sasanîler döneminde yoksun kalmışlardı. Ancak Sasanîler döneminde de daha çok barış ve özgürlük içerisinde Sasanî yönetiminin destekleriyle varlıklarını sürdürüyorlar, Re’sü’l-câlût adını verdikleri reislerini kendileri özgür olarak seçiyorlar, Sasanî hükümdar da bu seçimi onaylıyordu. Muhtemelen Yahudi dini inanırları İran’ın doğu bölgelerinde de yaşamakta idiler. Tarihi ve coğrafî birtakım kanıtlar da bunu ortaya koymaktadır. Nitekim, Belh şehrinin ünlü kapılarından birinin adı Arap fetihlerinden sonra da uzun zaman “Dervâze-yi Yehûd:Yahudi Kapısı” adıyla bilinmekteydi. O dönemler özellikle ticaret ve tarımla uğraşarak önemli ölçüde ekonomik refah düzeylerini yükseltmiş olan Yahudiler, servet biriktirme konusunda diğer milletler tarafından örnek olarak gösterilirlerdi. [19]

Budizm:

Budizm, Hıristiyanlıktan daha önce İran coğrafyasına girmiş ve belli kesimler arasında yaygınlaşmıştır. Eşkanîler döneminden öncelerde İran topraklarına girmiş olan bu dini inanış, Belh bölgesinde yaygınlaşmıştır. Sasanîler döneminde de İran topraklarında yine aynı bölgelerde varmlığını sürdürmüş ve belli ölçüde inanırı olan bu din, yaklaşık olarak Zerdüşt inanışının İran’da yaygınlaştığı dönemlerle eş zamanlı olarak ünlü tapınağı Nevbehar’ın varlığıyla da İran’ın doğu kesimlerindeki yaygınlığını göstermektedir. Bazı araştırmacılara göre; Yunanlıların İran’da egemenlik kurdukları dönemlerde Budizm inanışı Doğu İran’da yaygınlaşmış, daha sonraları da değişik dönemlerde varlığını sürdürmüştür. Öyle ki; 624-625 yıllarında Hz. Peygamber’in ortaya çıkışına yakın günlerde İran’ı da içerisine alan değişik ülkeleri gezen ünlü Çinli Budist gezgin Hayun Teseng’in izlenimlerine göre, bu inanış İran topraklarında orta düzeyde inanırları ve yüz civarında önemli tapınakları, aktif merkezleri bulunan inanışlar arasında yer almaktadır. Ancak bu gezgin’in gözlemlerine rağmen, İran’ın değişik bölgelerinde de bu din Zerdüşt inanışı karşısında ağır yenilgilere uğramış, Semerkant’ta iki yıkık tapınağın onarımı için birtakım çabalar göstermişse de başarılı olamamıştır. Onun ifadelerinde Budizm’in İran topraklarında ne denli yaygın olduğunu da göstermektedir. Her halükarda, Sasanîlerin son dönemlerinde Amu ırmağının her ikitarafında da yaygın olduğu ve o dönemler etkili bir inanç sistemi olduğu tarihî bir gerçektir. Semerkant dışındaki diğer bazı şehirlerde de bu inanış benzeri durumlarda bulunuyordu. Fars şairlerinden Unsurî-yi Semerkandî’nin manzûm bir eserinin konusunu da oluşturan, Bamyan kentinin ünlü putlarından olan Sorh but u Hong But hikayesi de Budist düşüncelerden kaynaklanmaktadır. [20]

Hristiyanlık:

Eşkanîler döneminde İran’da yaygınlaşan Hıristiyanlık, öncelikle batı İran bölgesinde yaşayan halk kesimleri tarafından kabul görmüştü. Söz konusu bölgelerde, Fırat’ın doğusu ve batısındaki coğrafyalarda çok sayıda büyük kiliseler kuruldu, bu inanış geniş kitlelerce kabul edildi. Bu dini inanışı halk kitlelerine ulaştırmak için Nasturî tarikatı adıyla bilinen bir sistem oluşturuldu. Zamanla İran içlerinde etkili olmaya başlayan bu inanç sistemi, iranın en uç noktalarına, Maveraünnehire’e kadar ulaştı ve oradan da Çin’e kadar uzandı. Sasanîlerin son dönemlerinde içlerinde Zerdüşt inanırlarından köklü ve asil alilelerin de yer aldığı birçok kişi gizliden Hıristiyanlığı kabul ettiler. [21]

İsa Peygamber’in dini, Zerdüşt inanç sisteminin en güçlü rakibi ve Sasanî imparatorluğu döneminde millî birliği tehdit altında tutan en önemli etkenler arasında ele alınmalıdır. Bu inanış daha ilk yüzyıllarda Bizans sınırlarından yol bularak İran topraklarına sızmayı başarmıştır. Hıristiyanlık önceleri Bizans imparatorluğu muhaliflerinin dinleri olarak kabul ediliyordu. Başlangıçta Bizanslı yöneticilerin takibi altında bulunan bu Mesih inanırları, zaman zaman birtakım işkencelere de uğruyor ve sürekli gözetim altında tutuluyorlardı. Bu gerekçelerle Hıristiyanlık dini inanırlarının birçoğu İran’a yakın eyaletlerde, Mişan, Şuş ve Bahreyn gibi sınır kentlerine yerleşerek yaşamayı daha çok tercih ediyorlar, bazı eyaletlerde de Hıristiyan merkezileri kuruyorlardı. Muhtemelen I. Şapûr azımsanamayacak bir sayıda bazı Bizans esirlerini yeni kurulan birtakım şehirlerde iskan etmiş, bu uygulama zamanla Hıristiyanların oturduğu şehirler kurulmasına neden olmuştur. Bu durum III. yüzyıla kadar İran’da dikkat çekecek derecede yaygın olarak görülmektedir. Bazen Sasanî hükümdarları bir yere saldırdıklarında örneğin Şam’da olduğu gibi bir şehrin bütün sakinlerini göç ettirerek İran içlerinde bölgelerde yerleşik hayat kurmalarını sağlıyorlardı. Bu gibi uygulamalar da Hıristiyanlık inanışının yaygınlaşmasını sağlayan önemli gerekçeler arasında yer alıyordu. [22]

Genel olarak Hıristiyanlığın Bizans İmparatorluğunun resmî dini olarak ilan edilişine kadar Hıristiyanlar İran’da göreceli olarak bir huzur ve refah ortamında yaşamlarını sürdürüyor ve varlıklarını devam ettiriyorlardı. Ancak Bizans imparatoruKonstantin’in bu dini kabul etmesiyle birlikte İran Hıristiyanları da Bizans yanlısı olmaya başladılar. Sayıları azımsanmayacak kadar olduğu için Sasanî yöneticileri bu işin tehlikeli ve ileri boyutlara varacağı endişesiyle Hıristiyanlara birtakım kısıtlamalar getirdi ve sürekli onları gözetim alında tutmaya başladı. Devlete karşı birtakım isyanlar da işkencelerle bastırıldı. Ancak Sasanî baskısının artması İran Hıristiyanlarını Bizans ile ilişkilerini kesmeğe zorladı. Bunun üzerine İran’da sürekli gözetimden kurtulmak ve işkence altında kalmamak için Sasanî yönetimiyle iyi geçinmeği temel hedefleri arasına koyan yeni bir Hıristiyan grup ortaya çıktı. Bütün bunların ardından İran Hıristiyanları, Bizans Hıristiyanlarıyla rekabete girmeğe başladılar ve İran’da yeni bir kilise kurdular. Bu gelişmeler Hıristiyanlığın İran’da gelişmesini ve yaygınlaşmasını sağladı. Kubad’ın yönetimde bulunduğu zamanlarda Hıristiyanlara son derece geniş kapsamlı özgürlükler sağlandı. Onlar da Bizanslılarla savaşta İran ordusunu desteklediler. [23]

Hıristiyanlık Bizans coğrafyasında resmî din olmasıyla birlikte Bizans yöneticileri İran Hıristiyanlarını korumayı ve desteklemeği kendileri için bir görev kabul ettiler. Bu durum birçok alanda birtakım kargaşalara da yol açtı. Ancak V. yüzyılda İran Hıristiyanlarının Nasturiler’e katılmalarıyla birlikte Sasanî hükümdarı Pîrûz Hıristiyanlara daha geniş dinî özgürlükler verdi. Bunun gerekçesi de İran Hıristiyanlarıyla Bizans Hıristiyanları arasındaki görüş ve dinî farklılıklardan İran yönetiminin yarar sağlamasıydı.Hıristiyanlık ahalinin yoğun olarak kümelendiği merkezlerin en önemlisi Ermenistan bölgesiydi. 390 yılında İran ile Bizans arasında imzalanan bir anlaşma gereği Ermenistan’ın önemli bir kısmı İran topraklarına katıldı. Sasanî hükümdarları sürekli olarak Zerdüşt inanışını bu bölgelerde yaygınlaştırmak istiyor ve bu yönde projeler oluşturuyorlardı. Bu da Hıristiyanlar ile İran devleti arasında şiddetli görüş ayrılıkları ve anlaşmazlıklar çıkmasına neden oluyordu. NitekimII. Yezdicerd’in sert tutumu Ermeni ileri gelenlerinin ayaklanmalarına sebep oldu. Sonunda 451 yılında çıkan savaşta çok sayıda Hıristiyan ileri gelen kişilikler hayatını kaybetti. Ardından Hıristiyanlık üzerindeki baskılar daha da artırıldı. Bir yandan da mûbedler kendi etkinlikleri oranında dinî baskılarını artırıyorlardı.

Hıristiyan kesimler söz konusu fetih çağlarında Fars, Ahvaz, Cibal, Taberistan ve Horasan bölgelerinde dikkate değer bir inanır kitlesine sahipti. Fars bölgesinde sayılar Yahudilerden daha fazlaydı.  yine o günlerde Kum şehrinde de önemli sayıda inanırı bulunmaktaydı. Taberistan bölgesinde Mecusiler ile birlikte Araplar’a karşı muhalif bir cephe oluşturabiliyorlardı. Herat’ta kiliseleri vardı. Herat Hıristiyanları Semerkant’taki dindaşları gibi Nasturi patriğine bağlıydılar. Buhara’da daha sonraki çağlarda şehrin girişinde sol tarafta yer alan bir semtte “kûy-i Rindân: Rintler mahallesi” adıyla bilinen yerde Beni Hanzala Mescidi’nin bulunduğu yerde o zamanlar Hıristiyan kilisesi vardı. III. Yezdigerd’in cesedini saygıyla kefenleyerek defneden uskuf’un yaşadığı Merv’de önemli sayıda Hıristiyan yaşamaktaydı. Samanîler döneminde Emir İsmail’in (280) yönetime geldiği tarihe kadar Mesih inanışı resmi din idi. Bununla birlikte Tahirî devlet mekanizmasında Hıristiyan katiplerin ve yer alması şüphesiz Bağdat divanında daha önce görev yapmış olmaları geleneğine dayanmaktadır. Gazneli Mahmud başta olmak üzere birtakım hükümdar saraylarında Hıristiyan katiplerin görev yapmış olmaları, bazı bürokratların önemli ve etkin makamlarda bulunmaları da Hıristiyanların zimmet ehli olarak o çağlarda hilafet ve devlet makamlarında güvenilir olduklarını ve son derece müreffeh bir hayat yaşamış olduklarının de göstergesidir.

Zervanizm:

Sasanîler döneminde İran coğrafyasında taraftar bulan dinlerden biri de Zervânizm inanışıdır. Bu inanç sistemi de Mazdeist inanışın kollarından biri ve Zerdüşt inanışının bir bakıma bir mezhebi olarak ortaya çıkmış inanışlardandır. Zervan dini bağlıları ibadetleri açısından Zerdüştîlerle önemli ölçüde ortak olmalarına rağmen birtakım inançlarında onlardan farklılıkları bulunmaktaydı. Ahura Mazda ve Ehrimen’den daha üstün Dünyanın egemenliğini elinde tutan bir varlık Ahura Mazda ve güce inanan bu inanış sahipleri, onu zervan/ezelî zaman diye adlandırıp ile Ehrimen’i onun iki ikiz evladı olarak kabul ederler. Sasanîler döneminde devlet ileri gelenleri ve yönetimde etkili birtakım çevreler tarafından da kabul edilen hatta bu din inanırlarıyla Zerdüşt bağlıları arasında zaman zaman tartışmalara yol açan ve kargaşalara neden olan birtakım gelişmeler de yaşanmıştır.

“Zarvan” ya da “Zurvan” olarak da telaffuz edilen “zaman” anlamlı bu kelime, İran inanışlarında belirsiz ve uzun bir geçmişe sahiptir. MÖ. XV. yüzyıla ait Babil kalıntılarındaki birtakım yazıtlarda “Zervan” adında bir tanrıdan söz edilir. Avestâ’da da özet olarak bu tanrıyla ilgili bazı bilgilere yer verilir. Aslında “zaman meleğinin adı” olan “Zervan”, “ekrene/bîkerâne” nitelemesiyle de anılmaktadır. Taşıdığı birtakım özelliklerden hareketle zaman kavramının başlangıç ve son noktaları bilinmemektedir. Bilim adamlarına göre zaman; her zaman aynı kalan, hiç değişmeyen, başlangıcı olmayan, sonsuz olan bir kavram olarak bilinmektedir. Sınırsız olarak yaratılmıştır. Zamanın sürekliliği esastır. Yaratılmış varlıkların devamlılığı da doğum yoluyla nesillerini daha sonraki dönemlere aktarmaları sebebiyle gerçekleşmektedir. [24]

Eski İran’da Zerdüşt’ün ortaya çıkmasından önceki büyük tanrılardan biri Zervan’dır. “Zervân-i Bîkerâne/Ekerene: sonsuz zaman” anlamındaki nitelemesiyle de bilinen bu eski İran tanrısı, eski metinlerde “Zaarwaan” şekliyle geçer. Bu din Zervanizm adıyla bilinir. Sonsuz zamanın kutsandığı bir din olan Zervanizm’e göre Ahura Mazda ve Ehrimen her ikisi de ondan doğmuşlardır. Ahura Mazda ile Ehrimen arasındaki mücadele bu inanışta temel ögelerden birini oluşturur. Zervan iyilik ve kötülüğün her ikisine de egemen olan bir tanrıdır. Mihr/Mitra inanışı da Zervanizm’den sonra ortaya çıkmış, bir bakıma ondan doğmuşlardır. Mihr Zervanizm’de iyilik ve kötülük tanrıları arasında hakem güçtür. İranlılarını inanışlarına göre mihr yedi kat göklerin dördüncüsünde yer alır ve aydınlık dünya ile karanlıklar alemi arasında yer alır. [25]

Zervan, büyük bir olasılıkla hünsa bir varlıktı, “kader” ve “felek” anlamlarıyla da bilinen bu varlık, her şeyden önce vardı. Bir oğul sahibi olmak istedi ve bin sene kurbanlar sundu. Neden sonra bu kurbanların faydası konusunda bir şüphe duydu. O anda “rahmi” iki oğula gebe kalır: Kurbandan dolayı Ahura Mazda ve şüpheden dolayı Ehrimen. Zervan kendisine ilk ulaşacak olanı, kral yapacağına söz verir. Ahura Mazda, Zervan’ın “rahmini açma” ve babasının önünde kendini takdim etme konularındaki niyetini Ehrimen’e açıklar. Zervan onu tanımaz: “Benim oğlum, kokulu ve aydınlıktır, sen ise pis kokulu ve karanlık­sın” der. Bunun üzerine Ahura Mazda en görkemli ve güzel kokulu bir anında dünyaya gelir. Zervan kendi yeminiyle krallığı Ehrimen’e ver­mek zorunda kalır, fakat bu sadece dokuz bin yıllığınadır; ondan sonra Ahura Mazda “hâkim olacak ve yapmak isteyeceği her şeyi yapacaktır.” iki kardeşten her biri yaratmaya başlar: “Ahura Mazda’nın yarattığı her şey doğru, Ehrimen’in yaptığı şeyler ise kötü ve gizli kapaklı idi.” [26]

Mihr/Mitra/Mitraizm:

Hint-İran müşterek düşünce sisteminin ortak ürünü olan Mitraizm Zerdüştlük yanında diğer bir (inanç ) kültüdür. Kaynağı güneş ve ışık olan Mitra’dan almıştır. Mitra Tanrı ile insanlar arasında aracı ve ruhların kurtarıcısıdır. Ekinoks dönemlerinden (Gök haritasındaki burçlar) birinde; Astrolojiye göre (Yunan ve Roma döneminden önce) ekinoks boğada idi. M.Ö. 4000-3000 de gerçekleşen Boğa çağının sonu, boğa öldürme sahnesiyle ifade edilmiştir. Perseus takım yıldızının tam boğa üzerindeki konumu, boğayı Perseus’un öldürdüğü inancını yaratmıştır. Bu sahnede Perseus’un yerine geçen Mitras boğanın gücünü yok etmekte, bahar ekinoksunu boğa burcundan çıkarıp, koç burcuna sokmaktadır. Bu sahne, Boğa çağınının sona erdiğini, yeni bir çağın başladığını simgelemektedir ; Bu değerlendirme yerel halkların bilgisinde bütün canlı varlıklar onun kurban ettiği bir boğanın kanından doğduğu efsanesini yaymıştır.

Bu efsane binlerce yıl devam edip Perslerin Ege’ye kadar genişlemiş egemenlik alanlarında inanç sistemi (kült) olarak devam etmiş. Ancak İyonya kültürünün doğuya doğru açılımı sonucu doğuda ki ( İran) Mitra, Tarsus’da yeniden güncelleştirilerek o güne kadar mit olan inanç İ.Ö. 128 yılında o zamanın gökbilimcileri ve astronom – astrologları için çok önemli bir keşfi yeniden ortaya koydular. Anadolu’lu Hipparkus gök ekinokslarının gerilemesi olgusunu keşfetti. Hipparkus’un buluşu bahar ekinoksunun Koç burcunda oldugu Yunan-Roma döneminden önce, ekinoksun Boğa da oldugunu açıkça ortaya koymuştu.

Mitras dininin en büyük özelligi halka açık olarak kutlanan hiç bir kutsal töreninin olmamasıdır. Sadece kabul edilenlere açıktır, başka gizem dinine katılanlar bu dine katılamazlar (Okült-Hermes yansıma etkileşimi olabilir). Katılım törenlerine yalnız erkeklerin girmesine izin verilir, kadınlar yer alamaz. Aslında bu yönü ile Mitraizm Hiristiyanlıktan önce bölgeye yayılan Yahudilikten daha çok etkilenmiştir.

Hintliler ve İranlıların ataları olan Aryalar’ın ortak tanrıları Mitra’nın bu iki kavim ve diğer bazı milletler arasında da çok sayıda inananı bulunmaktadır. Mitra, söz konusu milletler tarafından aydınlık tanrısı, dünyanın düzenini koruyan güç, hak ve hukuku sağlayan, sözleşmeler ve yeminlerin kefili olarak inanılan güçlerden biridir. Bu özellikleriyle Mitra Zerdüşt‘ün ortaya çıkışından asırlar önce tapılan bir tanrıdır.Avestâ’da da onunla ilgili birtakım konulara yer verilmektedir.[27] Vārūne ve Mitra dışındaki beş tanrı da öyle anlaşılıyor ki bu ikisinin türemişleri ve farklı yansımalarıdır. Gerçekte bunlar birçok milletin, özellikle de Aryalar’ın kutsadıkları ve son derece gizemli bir sayı olduğuna inandıkları yedi rakamını elde etmek ve özelde de yedi tanrı adını tamamlamak için oluşturulmuşlardır. Veda’da belirtilen yedi tanrı “Aditia/Aditya” adıyla bilinmektedir. [28]

Mitraizm o dönemlerde bilinen tüm dünyaya yayılmış bir dindir ve bölgesel olarak farklılıklar göstermektedir. Nasıl günümüzde Hırıstiyanlık tek değil çeşitli mehzeplere bölünmüş ve farklı bilgilere inanıyorlarsa Mitraizm için de aynı şey söz konusudur. Pers Mitraizmi ve Roma Mitraizmi en önemlileridir. Pers Mitraizmine göre Pers yazıtlarında Mitra boğanın kendisidir ve yine Hıristiyan teolojisindeki gibi kendisini, insanlık için acı bir ölümle feda eder. Bu mitsel anlatımlardaki aşamalardan bir diğerinde boğa koça dönüşür. Mitra ile birleşen, Zodyak Koçu Arries, Pers mitolojisine girerken karşımıza kuzu olarak çıkar. Hıristiyan teolojisindeki hâkim görüşte de “Tanrı kuzusunun kurban edilmesi” fikri Mitraizme inananların inancıyla aynı şekilde eşsiz bir yere sahiptir. Mitraizme ait bir olgu olan “Tanrıların yeniden dirilmesi festivali” Hıristiyanlıkta da bazı yortularda aynı haliyle karşımıza çıkmaktadır.

Hıristiyanlıkta yer alan “Kuzunun kanı ile yıkandı” ifadesi de yine dikkati çeken bir başka benzerliği karşımıza çıkarıyor. Mitraizmde yer alan, boğa veya koç kanı ile yıkanma, Hıristiyan inancı içerisinde de görülmektedir. Mitra’ya tapanlar, bir parça ekmek ve bir tas su alarak gerçekleştirdikleri ayinlerde Tanrılarını sembolik olarak yerlerdi. Böylece Tanrıları ile bedenleştiklerine inanan Mitraizm mensupları temizlendiklerine inanırlardı. Kutsal günü pazar, Hıristiyanlıktan çok daha önce, aynı şekilde addediliyor ve kutlanılıyordu. 25 Ocak günü Mitraizm inancında Mitra’nın doğum günüydü ve bu inançta Kilise tarafından 4. yüzyılda çalınarak Hıristiyanlığa adapte edilerek İsa´nın doğum günü haline getirilmiştir.[29]

Özet:

 

Tarihsel kaynaklarımız bize İran’daki dini inanışlar hakkında ilk bilgilere Aryalar dönemini işaret etmektedir. Aryalar irana yerleştikten sonra gerek kültürleri gere medeniyetleri ve sosyal kültürleri ile iranda baskın ve egemen oldular. Ve tabi dinlerinide aktardılar. Zerdüşt, Mitra, Mani, Mazdek dinlerinin kökenleri aryalara dayanmaktadır. Aryaların tarih öncesi devirlerde çok çeşitli tanrılara taptığını Zerdüşt inancından sonra tek tanrılı inanca geçtiklerini biliyoruz. Zerdüştlük inancı Sasani döneminde resmi din olarak altın çağını yaşadı ve gelişti.  Zerdüştlük inancı irandaki İslam öncesi en etkili ve en geniş inanç sistemi olmakla birlikte bugün hala varlığını küçük bir insan topluğunda ve dünyanın çeşitli yerlerinde sürdürmektedir.

Kaynaklar:

[1] http://www.irankulturevi.com/turkce/iran/halk.htm

[2] http://nyildirim.wordpress.com/2011/04/03/eski-iranda-dinler-ve-dinsel-inanislar-i/

[3] Râzî, Abdullâh, Tarîh-i Kâmil-i Îrân, Tahran 1373 hş., s. 17.

[4] http://tarihdeniz.blogspot.com/2009/12/asya-tarihi-indus-sonras-aryanlar.html

[5] Şeriatî, Dinler Tarihi (Erdoğan Vatansever), İstanbul 2010, s. 376.

[6] Muîn, Mezdiyesnâ ve Edeb-i Fârsî, I, 38.

[7] Âbâdânî, Târîh-i Edyân, I, 302-303; Hacaloğlu, Zerdüşt “Ahura Mazda”, s. 69.

[8] Muîn, Mezdiyesnâ ve Edeb-i Fârsî, I,45-46; Âştiyânî, Zertuşt, Mezdiyesnâ ve Hükûmet, 38.

[9] http://www.dunyadinleri.com/mazdaizm.html

[10] âkırî Ferd, Târîh-i Edebiyyât-i Îrân, I, 54; Öztürk, “İslâmiyet’ten Önceki İran Medeniyeti”, s. 117; Bâkırî, Mihrî, “Îrân”, DMBİ, X, 585; Pûrziya, Resûl, Târîh ve Ferheng-i Îrân-i Bâstân, s. 380.

[11] Meşkûr, Nâme-yi Bâstân, s. 352.

[12] Bâkırî, Mihrî, “Îrân”, DMBİ, X, 587.

[13] Meşkûr, Nâme-yi Bâstân, s. 353; Bâkırî, Mihrî, “Îrân”, DMBİ, X, 585.

[14] Bâkırî, Mihrî, “Îrân”, DMBİ, X, 585.

[15] Gündüz, Şinasi, “Maniheizm”, DİA, XXVII, 575.

[16] Gündüz, Şinasi, “Maniheizm”, DİA, XXVII, 576.

[17] Gündüz, Şinasi, “Maniheizm”, DİA, XXVII, 576-577.

[18] Öztürk, “İslâmiyet’ten Önceki İran Medeniyeti”, s. 120.

[19] Bâkırî Ferd, Târîh-i Edebiyyât-i Îrân, I, 51; Pûrziya, Resûl, Târîh ve Ferheng-i Îrân-i Bâstân, s. 377.

[20] Bâkırî Ferd, Târîh-i Edebiyyât-i Îrân, I, 51-52; Pûrziya, Resûl, Târîh ve Ferheng-i Îrân-i Bâstân, s. 378-379.

[21] Pûrziya, Resûl, Târîh ve Ferheng-i Îrân-i Bâstân, s. 377.

[22] Bâkırî Ferd, Târîh-i Edebiyyât-i Îrân, I, 52.

[23] Bâkırî Ferd, Târîh-i Edebiyyât-i Îrân, I, 53; Pûrziya, Resûl, Târîh ve Ferheng-i Îrân-i Bâstân, s. 377.

[24] Ferheng-i Esâtîr, s. 225.

[25] Neyyir Nûrî, Sehm-i Erzişmend-i Îrân, II, 559.

[26] Eliade, Dinler Tarihi Sözlüğü, s. 307

[27] Yâsemî Reşîd, Makâlehâ ve Risâlehâ, s. 124; İsfehânî, Rızâ, Îrân Ez Zerdüşt Tâ Kıyâmhâ-yi Îrânî, s. 83; Hacaloğlu, Zerdüşt “Ahura Mazda”, s. 60.

[28]  Muîn, Mezdiyesnâ ve Edeb-i Fârsî, I, 40.

[29] Arthur WEGALL, Hıristiyanlığımızdaki Putperestlik